2 Eylül 2006 Cumartesi

HAYAT VE SEVGİ ÜZERİNE

"Kedilerle ilgili bu durumu yeni öğrenmiştim:
Normalde sokak kedisi kendini saldırgan köpeklere karşı koruyabilirmiş. Bu direnci kıran tek şey neymiş biliyormusunuz: Sevgi... İnsanoglu, eğer bir sokak kedisinin başını okşar ve ona şefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altında olduğunu zanneder ve sivri tırnaklarını içeri çekermiş. Ve vahşi köpeklerin azgın dişlerini gırtlaklarında veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini midesinde bulurmuş. Küçücük bir dokunuşta gardı düşen ve ölümcül yaralara açık hale gelen sarmanların kaderinde kendi aşk hayatımızın hülasasını buldum.Biz de Eros`un şefkatine sığınıp, sevdalanınca en mahrem zaaflarımızı elevermiyor muyuz? Yıllar yılı ardına sığındığımız barikatların anahtarını gönüllü teslim edip, tırnaklarımızı içeri çekmiyormuyuz? Sevginin bizi kollayacağına, sarıp sarmalayacağına dair ön kabulümüz yüzünden koruma duvarlarımızı gönüllü kaldırıp, yaralarımızı açık hale getirmiyor muyuz? Sonra ne oluyor? Sevdamız en büyük zaafımıza dönüşüyor. Saçımızı okşayan elin bizi ilelebet kollayacağına inanıyor, tatlı sözlere kanıyoruz. Taklalar atıp, cilveler yapıyoruz. Ve en ummadığımız anda, en korunaksız halimizle yakalanıyoruz aşkın hoyrat yüzüne... Şefkatimiz katilimiz oluyor. Ders almak mı? Ne münasebet!..Daha son ihanetin yarası kabuk bağlamadan, yeni yaralar için aralıyoruz kalbimizin kapılarını... Zavallı bir kedi yavrusundan farkımız yok aşkın karşısında... Boynumuzda, kalbimizde pençe pençe darbe izleriyle, her sıcak dokunuşta çocukça uysallaşıp, her hayal kırıklığında "köpek gibi" pişman olarak, her terkedişte acı çekip her dönüşte biraz daha kanayarak, kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, "Bir daha asla"larla "Daima"lar arasında yalpalayarak yara bere içinde yaşıyoruz. O yüzden "Melek"ler, içe kıvrık patilerle gömülüyor. Ve hayata "şeytan"lar hükmediyor. Belki de en iyisi kuyruğu her daim dik tutmaktır... Şefkate kanmiş mefta bir ev kedisi olmaktansa, gardini almış hayatta bir sokak kedisi kalmak daha iyidir. "


İnternette Can Dündar imzası ile rastladığım bir yazıydı. Hoşuma giden ve katıldığım yönleri olmakla beraber bazı noktalarına hiç katılmıyorum.Güzel tespitler ve teşbihler var. Gardını almış sokak kedisi ile aşkın insana verdikleri, götürdükleri gibi. Aşkı bencilce yaşamanın yolunu anlatıyor Can Dündar sanırım. Gerçi bu noktada durum biraz farklıdır. Kişilerin yaşayış ve görüşleri hayata bakışlarını belirlemekte. Doğal olarak hayata hangi açıdan yaklaşıyorsanız Aşka da aynı şekilde yaklaşırsınız. Benim bakış açım ise AŞK için herşeye değeceği yönünde olacaktır yine. Ama bir farkla "Gerçek Aşk" için. Aşk, bencillik demek değil benim kitabımda. Aşk ; sevdanın potasında eriyip yokolmak asla değil. Aşk , Sevdanın potasında ruh ikizinle eriyip harman olmak kendim tabirimle. İki iken bir olabilmek Aşk. İki bedende tek ruh olmanın çözümlemesi Aşk. Onun eline diken batsa senin canının yanabilmesi durumudur Aşk. Eski American filmlerindeki evlilik törenlerinde dendiği gibi " Hastalıkta, sağlıkta, iyi günde , kötü günde...." diye devam eden cümlelerdir birazda aşkın özetlenmiş hali. Oysa günümüz dünyasında nedendir bu Aşka bencillik katma duygusu? Aşk bencillikle mi daha güzel olur fikrindenmi? Yoksa aşkı yaşamaktan çekinmekmi? Yada Aşktan zarar göreceğimiz korkusumu? O zaman güzel bir sözle yanıt verelim. "Hem şarabı içeceksin, hem başın dönmeyecek. Varmı öyle bolluk?"

Aşk, bir bilinmeze dalmak ise yaşayıp görmek lazımdır bilinmeyeni. Birazda kumar oynamaktır Aşk. Sonunda kazanacağını yada kaybedeceğini bilemeden masaya oturmaktır Aşk. Güzel olan masada yaşadıklarınsa ; sonunda kazanmanın yada kaybetmenin önemi varmıdırki? Her Aşk, ayrı bir kitap konusu , ayrı bir hayattır. İçinde olmadığınız bir hayatı ise ancak ve ancak tasvirler, anlatımlarla tanıyabilirsiniz. Bırakın Aşktan korkmayı kapınızdaki çöplüğe. Aşkı yaşamaya bakın. Eminim kaybedenlerden olmayacaksınız. Saygıyla tüm aşıklara...