22 Eylül 2006 Cuma

BAD-I SABA

"Ne yanar kimse bana ateşi dilden özge,
Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayri"


der Fuzuli bir beyitinde. İnternette eski türküleri download etmek için köşe bucak gezerken gördüm bu beyiti. Nasıl oldu da gözümden kaçtı dedim ilk önce.Duraksadım okuyunca. Derin bir yalnızlık kokuyordu; buram buram... Belki de insanoğlunun dünyadaki derin yalnızlığını dile getirmek istedi Fuzuli. Kimbilir. Gerçekten güzel dile getirmiş ama hüzünlenmedim desem yalan olur şimdi gecenin yarısında. sonra Bad-ı saba terimi aklımı meşgul etmeye başladı. Eskilerde bizim türkülerimizde çok kullanılan bir deyimdir , bilirsiniz. "Bad-ı saba"

Doğudan esen hafif, hoş rüzgar manasında Farsça edat olup divan edebiyatında en sık rastlanan, genelde sevgilinin nefesini tasvir etmek için kullanılan bir esinti imgesidir. Ayrıca türk sanat müziğinde bir makam olarak göze çarpar bu terim. Neşet Ertaş, Şekip Şahadoğru , Gülşen Kutlu gibi nice türkü duayenlerinin türkülerinde yeretmiş bir deyim olması nedeniyle bu kadar ilgimi çekti.


"Bad-ı sabah benden yare haber et
Vahdetine daldı diye söyleyin
Hatırlayıpta o yar beni sorarsa
Can cananda kaldı diye söyleyin
Yare söyleyin...

Bazan rüzgar oldum estim savruldum
Yanardağında kaldımda yoğruldum
Senelerdir ateşiyle kavruldum
Çiçekleri soldu diye söyleyin
Yare söyleyin..."

diye geçer meşhur bir uzun hava türkümüzün sözlerinde bad-ı saba deyişi.Peki neden sabah rüzgarı deyimi hep acıklı türkülerde kendine yer etmiştir. Kısmen oynak türkülerimizde de göze çarpar ama genelde söylediğim şekilde yer bulur kendine. Benim anladığım ise Sevenin sevdasına yarenlik eden şey sabah rüzgarıdır. Seven, canandan ayrı iken nasıl gözüne uyku girer. Uykusuz geçer geceler. Sabah rüzgarına yarenlik eder işte böyle sevda ateşi ile yanan. Ancak sabah rüzgarının serinliği , aşığa bir nebze ilaç olur, sevdasının hasretini dindirir. Uyku tutmaz gözler nasıl yaren olmasın bad-ı sabaya dostlar? Konu ile alakalı bir söz vardı. Henüz aklıma geldi.

"Şeb-i yeldayı muvakkit ve müneccim ne bilir?
Müptelayı gama sorki: Geceler kaç saattir"

Der yine Fuzuli bir beyitinde. Derin bir sözdür. Anlamı ise:
"En uzun geceyi yada gecelerin uzunluğunu müneccim ve bilimadamları ne bilir. Derde müptela olmuşa sor gecelerin ne kadar uzun olduğunu" şeklindedir. Öz ve bir o kadarda derinlemesine bir beyit. Aşka vurursak burdan hareketle; seven sevdiğinden ayrı iken işte o sevdalı gözler bilir gecelerin kaç saat olduğunu. Bad-ı sabanın da ne olduğunu yine o sevdalı gözler bilir. Yarenlik eden o sevdalıya bad-ı sabadır çünkü. Şu an geri planda media playerınızda çalan parça ise Yukarda sözlerini yazdığım Gülşen Kutlu'nun yorumundan "Bad-ı Saba Benden Yare Haber Et" türküsüdür.Türkü dolu dertsiz geceler dileğimle. Bu gün aklıma nedense bir sürü güzel söz geliyor bu konu ile alakalı.

"Dert ağlatır, Aşk söyletir" derler ya işte öyle birşey sanırım bu benimkisi de. Ve son söz olarak bende bu türkünün sözleriyle bitireyim bu gecelik cümlelerimi:
...
...
...
"Bad-ı Saba Benden Yare Haber Et"