17 Temmuz 2014 Perşembe

OLANLAR OLMUŞ

Giderken bıraktığım 
Asmalar üzüm olmuş 
Yerlerde bütün kollar 
Bütün bağlar bozulmuş 
Ben mi geç kaldım? 
Yoksa mevsimler mi soğumuş? 
Görmeyeli buralara 
Olanlar olmuş...... 

Giderken bıraktığım 
Gökyüzü toprak olmuş 
Yıldızlar çakıltaşı 
Güneş bir yaprak olmuş 
Ben mi yaşlandım? 
Yoksa dünya mı alt-üst olmuş? 
Görmeyeli buralara 
Olanlar olmuş...... 

Kalsaydın 
Yokluğunla yokolmazdı 
Bu şehir... 
Kaçmakla mutluluklar 
Bulunmuyor bunu bil... 
Yaprak kıpırdamıyor 
Yüreğim öyle susmuş 
Sana... bana... sevgimize 
Olanlar olmuş...... 

Giderken bıraktığım 
Gülüşler bakış olmuş 
Kahkahalar buralarda 
Özlenen yakış olmuş 
Ben mi gülmüyorum tanrım? 
İnsanlar mı somurtmuş 
Görmeyeli buralara 
Olanlar olmuş...... 

80Lİ YILLARDA ANKARA'DA BİR GECEKONDU VE HAYATIN AKIŞI...

Dışarıda tipi ve kar yağıyor Ankara'nın gri çehresinin üzerine.
İçerde iyi pişmiş patates yemeği.
Gürül gürül yanan bir kuzine soba.
Zamanı durduran bir tipi ve kar.
Ankara sanki içindekilerle birlikte bu kara gömülmüş.
Karda köpeklerin ve yere serpilen soba küllerinin izleri.
Kahvehaneler tıklım tıklım.
Camları buğudan görünmez olmuş.
Ruşen pastanesinin yanından bakınca,
Karlı ve tipili havada tüm heybeti ile göğü delen Hacı Bayram-ı Veli cami minaresi ve caminin loş ışıkları.
Yollar kapanır, kar Ankara'ya azap olur.
Bıçak gibi insanı dilim dilim doğrayan bir ayaz.
Ankara'da kışlar uzun olurdu ve de görkemli.
Ankara'da kışlar uzun olurdu ve de hüzünlü.
Ankara'da kışlar acı olurdu ve de çileli.
Soğuktan donan birkaç evsiz olurdu her kış Ankara'da
Bir bıçak gibi keserdi insanın yüreğini.
Ankara'da kış sanki sessiz bir ölüm gibi gelirdi.
Ağır, derinden ve sinyal vere vere.
Kar Ankara'da huzurdur aynı zamanda.
Sessiz bir çığlıktır kar Ankara'da
Kimine romantizm olur, kimine eziyetin soğuk yüzü.
Kardan adamlar olur Gariban semtlerinde.
Semtine yakışır şekilde garibandır bu kardan adamlar.
Boynuna takacak atkı bile yoktur onu yapan minik ellerin sahiplerinde bile.
Havucu bulsa kendisi yiyecek zaten, kardan adama burun yapmak kimin haddine.
Ankara!
Acısın Ankara!
Hüzünsün Ankara!
Yorgunsun Ankara!
Yoğunsun Ankara!
Karanlık yollarında kimlere mezar olmadın ki Ankara.
Hüzünlerin şehrisin Ankara!
Soğuk yüzlü gülmeyen insanların yurdusun Ankara!
Sessiz bir katil gibisin Ankara!
Her bedeni garip şekilde yaşlandıran acı bir ruhun var Ankara!
Eroin gibisin belki de kimisine göre
Ne seninle oluyor, ne de sensiz Ankara!

BİR ADIN KALIR GERİDE...

An olur, sanki bir ömrü gibidir insana.
An olur, göz kırpması gibi geçer koca bir hayat
An gelir, susar türküler başlar namaz.
Ömür yiter gider, kabir başlar.
Bir seher yeli gibi gelir geçer koca ömür
Bir kova su, iki rekat namaz, beş metre kefen ile,
On dakikalık saltanatın olur ancak geride.
Yaşananlar mazi olur.
Geldin geçtin yalan olur dünya.
Bir adın kalır geriye.
Belki dostların, akrabanın, çocuklarının duasında
Belki bir hayratın kenarında,
Belki de sadece soğuk bir mezar taşının üst tarafında,
Büyük siyah yazılarla,
Bir adın kalır geride...
Nüfus kütüğünde tozlu sayfalar arasında,
Arşivde tozlu karanlık odalarda,
Eski albümlerin sararmış yaprakları arasında
Bir adın belki de bir resmin kalır geride...
Surelerden sonraki dualarda rahmet isterken birileri senin hatırına,
Bir adın kalır geriye...
Yürüdüğün yollar, içtiğin sular yalan olur.
Gezdiğin toprak bile seni tanımaz olur artık
Elbiselerin bile inkar eder seni,
Bir adın kalır geriye...
Kapanmamışsa amel defterin,
Bir hayırlı işin belki de sonunda,
Bir adın kalır geride...
Evlatlarının dilinde, albümlerin arasında,
Gözyaşları ile saklı fısıltılar arasında,
Bir adın kalır geriye...
Tozlu yolların arasından bakakalan 
yaşlı bir çift gözün sahibinin dudakları arasında,
Bir adın kalır geride...
Geldi geçti yalan oldu ömrümüz...