5 Nisan 2009 Pazar

IN THE MOOD FOR LOVE

Tür : Dram / Romantik
Gösterim Tarihi : 28 Eylül 2001
Yönetmen : Wong Kar-Wai
Senaryo : Wong Kar-Wai
Görüntü Yönetmeni : Christopher Doyle , Pin Bing Lee
Müzik : Mike Galasso
Yapım : 2000, Fransa / Hong-Kong , 98 dk.
Oyuncular :
Tony Leung Chiu Wai (Chow Mo-wan) , Maggie Cheung (Mrs. Chan, nee Su Li-zhen) , Ping Lam Siu (Ah Ping) , Rebecca Pan (Mrs. Suen) , Lai Chen (Mr. Ho)

Konu:
1962 yılının Hong Kong'u... Yerel bir gazetenin yazı işleri müdürü olan Chau ve eşi, Şangaylıların yaşadığı bir apartmana taşınırlar. Chau, taşınma gününde burada yeni kapı komşusu Li-Chun ile tanışır. Her ikisinin de eşlerinin yardımı olmaksızın eşya taşıyor olmaları ilginç bir tesadüftür. Li-Chun ve Chau, eşlerinin işte oldukları zamanı birlikte geçirmeye ve gitgide daha iyi arkadaş olmaya başlarlar. Neden sonra anlarlar ki, aslında ikisinin eşleri arasında bir ilişki vardır ve aldatılmaktadırlar.

Durumu keşfetmek, onları aşk hayatlarını yeniden gözden geçirmeye ve birbirlerinden destek almaya itecektir...

Türkçe adı ile AŞK ZAMANI müzikleri ve konusu ile mükemmel bir film diyebilirim. Son dönem Uzakdoğu sinemasından güzel kurgulanmış bir film. Mükemmel ötesi müzikleri ile film sanki zamanın ötesine geçmeyi başarmış gibi hissettiriyor insana. Oyuncular da tıpkı filmin ağırlığına ve kalitesine uygun olarak davranıyorlar.Uzakdoğu kültür ve ahlak kavramları değişik duyguların karşısında yeniden ama ağırlığından bir şey kaybetmeden yorumlanıyor. Şu an için dinlediğiniz müzik ise bu filmden alıntıdır. Adı "Yumeji's Theme". Şiddetle tavsiye edilecek film ve müziklerdir.

ÖLÜME DAİR-III

Daha henüz hayatın, yaşamanın ve bilumum güzellikleri yada acıların, çilelerin tecrübelerini demleyememişken çaydanlığımda; şimdi gariptir ki ölüme dair şeyler düşünmekteyim ve de bir yandan da karalamaktayım. Nerdedir gizemi bu hayatın? Nerdedir sırrı bu garip hayatın?
Ve yine nerde bulunur gizemi bu kahpe hayatın? İyiler bir bir giderken hakiki alemdeki istirahatgahlarına, bizler kalıyoruz sırf burada, sanki çile doldururcasına...
Garip olan da bu ya... Şimdi gene matrix filminden bana çağrışımlar gelecek(birazda aptalcasına sanki). Hani Trinity der ya Neo'ya , ilk filmin ortalarında bir yerde. Aynen şöyle seslenir:
-Neo! İstersen gitmekte özgürsün. Ama sokağın sonunun nereye vardığını sen de biliyorsun.

Filmin bir diğer sahnesinde Neo ile Trinity arasında şuna benzer bir diyalog geçer:
-Trinity ha. O sensin demek. Hani şu hedehödö veritabanını kıran Trinity?
-O çok geride kaldı. Şimdi daha önemli bir sorun var.

Morpheus da benzer şekilde Neo'nun yolunu bulmasına yardımcı olur. İlk karşılaşmalarında aralarında geçen diyalog şuna benzer şekilde sirayet eder:

-Neo. Çok uzun zamandır seni aradım. Ama artık sonunda bulduğuma inanıyorum.
-Nasıl yani?
-Matrix ilk kurulduğunda kodları görebilen ve bağımsızca hareket edebilen bir vardı. Hepimizi o kurtardı. Efsaneye göre O bir gün mutlaka geri dönecekti. ve ben onu buldum. O, sensin Neo.
-Matrix nedir?
-Kimse tam olarak Matrix'i anlatamaz. Bunu yaşamak gerekir. Yıllardır kendi kendine sorduğun bir soru vardı Neo. Bir şeylerin ters gittiğini hep biliyordun. Ama bir türlü nasıl böyle olduğunu asla açıklayamıyordun. İşte sana fırsat Neo. Mavi hapı seçersen hiçbirşey olmamış gibi yatağında uyanırsın ve artık her neye inanmak istiyorsan ona inanırsın. Kırmızı hapı seçersen sana sadece ve sadece gerçekleri gösterebilirim. Ve tavşan deliğinin aslında nerelere uzandığını görürsün Neo. Seçim senin.


İşte böyle ya dostlar. Film bile olsa Neo gerçeğe bir adım yaklaşmıştır. Peki ya şimdi neden sanal alemde MATRİXX nickini kullandığımı umarım anlamışsınızdır. Bİr bilinmeyenin içinde her bir insanoğlu gibi dolanmaktayım. Dİğer insanlardan kendime göre hissedebildiğim en önemli fark "Bu işte bir gariplik olduğu" dur. Bu farklılıkta yüzmekteyim bilinmezlikler denizinde ama bir türlü içinde olduğu paradokstan çıkamamaktayım.Nedir mi içinde bulunduğum bu paradoks? Hani şu sizin dünya dediğiniz, hayat dediğiniz şey var ya işte odur benim içinde olupta çabalayıp çabalayıp bir türlü çıkamadığım, öze varamadığım paradoks...

ÖLÜME DAİR-II




















Buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz.
Biliyorum, ben uyurken
hücreme pencereden girdiniz.
Ne ince boyunlu ilâç şişesini
ne kırmızı kutuyu devirdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
başucumda durup el ele verdiniz.
Buyrun, oturun dostlar
hoş gelip sefalar getirdiniz.

Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?
Osman oğlu Hâşim.
Ne tuhaf şey,
hani siz ölmüştünüz kardeşim.
İstanbul limanında
kömür yüklerken bir İngiliz şilebine,
kömür küfesiyle beraber
ambarın dibine...

Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı
ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız
simsiyah başınızı.
Kim bilir nasıl yanmıştır canınız...
Ayakta durmayın, oturun,
ben sizi ölmüş zannediyordum,
hücreme pencereden girdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
hoş gelip sefalar getirdiniz...

Yayalar-köylü Yakup,
iki gözüm, merhaba.

Siz de ölmediniz miydi?
Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp
çok sıcak bir yaz günü
yapraksız kabristana gömülmediniz miydi?
Demek ölmemişsiniz?

Ya siz?
Muharrir Ahmet Cemil?
Gözümle gördüm
tabutunuzun toprağa indiğini.

Hem galiba
tabut biraz kısaydı boyunuzdan.
Onu bırakın Ahmet Cemil,
vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan,
o ilâç şişesidir
rakı şişesi değil.
Günde elli kuruşu tutabilmek için,
yapyalnız
dünyayı unutabilmek için
ne kadar çok içerdiniz...
Ben sizi ölmüş zannediyordum.
Başucumda durup el ele verdiniz,
buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz...

Bir eski Acem şairi:
«Ölüm âdildir» — diyor, —
«aynı haşmetle vurur şahı fakiri.»

Hâşim,
neden şaşıyorsunuz?
Hiç duymadınız mıydı kardeşim,
herhangi bir şahın bir gemi ambarında
bir kömür küfesiyle öldüğünü? ...

Bir eski Acem şairi:
«Ölüm âdildir» — diyor.
Yakup,
ne güzel güldünüz, iki gözüm.
Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir...
Fakat bekleyin, bitsin sözüm.
Bir eski Acem şairi:
«Ölüm âdil...»
Şişeyi bırakın Ahmet Cemil.
Boşuna hiddet ediyorsunuz.
Biliyorum,
ölümün âdil olması için
hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...

Bir eski Acem şairi...
Dostlar beni bırakıp,
dostlar, böyle hışımla
nereye gidiyorsunuz?