6 Şubat 2008 Çarşamba

VE ARTIK YETİŞKİNİZ HEPİMİZ, YAŞASIN BÜYÜMÜŞLÜĞÜMÜZ!

Ankara’ya yaz geldi. Günler sıcacık ve güzel geçiyor. Bir o kadar da garip ve çabuk sanırım.
Çocukken bir gün ne kadar da uzun gelirdi bizlere değilmi? Akşam olurdu yorgun argın evimize zor girerdik, belkide girmek bile istemezdik. Sonra erkenden uyumak, o günün yorgunluğunu çıkarmaktı yaptığımız. Ama yinede günler sanki daha bir uzundu o zamanlar. Ömrümüzün şu günlerinde geçirdiğimiz günlerden daha bir uzun ve güzeldi. Yada bu duyguyu tek başına yaşayanlardan birimiyim ben acaba. Bir ihtimalde bu işte. Şimdilerde günler bir değişik, bir acaipleşmiş. Çocukluğumun Ankarası yok artık gibi geliyor bana. Sabah kalkar işe gidersin akşam olur eve gelirsin. Binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete hesabı. Günlerimizi güzelleştiren şey, ara ara rutinliği bağrının orta yerinden vurarak yaptığımız kaçamaklar olsa gerektir belkide. Nerde hata , nerde yanlışlık diye sorgulamak sanırım bu noktada oldukça garip kaçar. Bir hata yok, bir gariplik var işin kötüsü. Ama bu garipliğin farkına varanlarda umursamaz bir şekilde. Nasılsa değişemeyecek bir garipliktir bu hayatın içinde. Kimilerinin dediği gibi hayatın gerçeği esasen budur da biz fark ettiğimizde bu gerçeği kabullenmektir bize acı ve zor gelen. Bu gerçeği belkide hiç sindiremeyecek olanlardan birisi de sanırım şu an bu yazıyı yazan kişi olarak ben oluyorum.



24.05.2006 tarihli kaleme aldığım bir yazıydı. Arşivde görünce bloguma eklemek istedim . Saygıyla...