19 Aralık 2015 Cumartesi


Geçenlerde minik kızıma bu parçayı armağan etmiştim. Daha doğrusu eşime armağan ettim fakat bizim minik hatun kıskançlık krizine girince ona da armağan ederek gönlünü aldım.

Bugün sabah uyanır. Annesinin telefonuna kulaklığı takar ve bu parçayı bulur ve dinler, dinler, dinler... İçerden ağlama sesi gelince şaşırdık. Annesi ile birlikte yanına geliriz, ağlama nedenini öğrenmek için.

"Baba senin armağan  ettiğin bu şarkıya ben çok duygulanıyorum. Hep ağlıyorum. " cümleleri dökülür dudaklarından. 5-6 yasında bir çocuğun bu parçayı dinlerkenki hislerini görebilmeyi çok isterdim. Neden bu kadar ağlatır? Aslında biliyorum da. Şarkının belki sözlerini tam kavrayamıyor ama müzikleri kimi insan için çok can acıtıcı olabiliyor demekki. Tıpkı babasının ilk dinlediği gün gibi....


Çok yaşa Mehmet Güreli...

23 Haziran 2015 Salı

BU DA GEÇER

''dervişin biri uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek, kendisini misafir edebilecek biri olup olmadığını sorar. köylüler kendilerinin fakir olduklarını ve evlerinin küçük olduğunu söylerler, şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini tavsiye ederler. yolda karşılaştığı insanlar da şakir'i anlatırlar ona, oraların en zengini olduğunu söylerler. diğer bir zengininin ise haddad isminde bir zat olduğunu söylerler.

derviş şakir'in çiftliğine gider, orda çok iyi karşılanır. şakir de ailesi de dervişe çok iyi davranırlar. yola çıkma vakti gelip de çatınca derviş teşekkür eder ve 'böyle zengin olduğun için hep şükret' der. şakir ise 'hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. bazen görünen gerçeğin kendisi değildir. bu da geçer.' der.

derviş oradan ayrılınca bu söz üzerine uzun uzun düşünür, fakat bir anlam veremez. birkaç yıl sonra şakir'in köyüne uğrar ve şakir'i sorar. köylüler 'o iyice fakirledi, şimdi haddad'ın yanında çalışyor ' derler.

derviş hemen haddad'ın çiftliğine gider ve şakir'i bulur. üç yıl önce sel olmuş, şakir'in her şeyi telef olmuş. toprakları işlenemez olmuş, şakir tüm mal varlığını kaybetmiş ancak haddad eskisinden zengin olmuş. şakir ve ailesi de haddad'ın yanında hizmetkar olmuşlar. şakir ve ailesi mütevazi evlerinde ağırlamışlar bu sefer dervişi. derviş giderken ne kadar üzgün olduğunu anlatmış şakir'e. şakirse 'üzülme.. unutma ki, bu da geçer..' demiş.

derviş gezmiş dolaşmış yedi yıl sonra yine şakir'i görmeye gelmiş ve şaşkınlık içinde olanları öğrenmiş. haddad ölmüş, birkaç yıl önce evladını da kaybeden haddad bütün mal varlığını şakir'e bırakmış. derviş bu duruma çok sevinmiş, şakir yine dervişi çok iyi ağırlamış. şakir adına mutlu olduğunu söyleyen dervişe şakir yine aynı cevabı vermiş, 'bu da geçer..'

bir zaman sonra derviş yine şakir'i aramış. fakat şakir'in öldüğünü öğrenmiş. mezarını bir tepeye yapmışlar, mezar taşına ise 'bu da geçer' yazmışlar. derviş, 'ölümün nesi geçecek?' demiş kendi kendine. ertesi yıl mezar ziyaretine geldiğinde ortada ne tepe kalmış ne mezar. büyük bir sel tepeyi önüne katıp dümdüz etmiş. şakir'den geriye iz bile kalmamış.

o sıralar ülkenin sultanı kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını istemiş. öyle bir yüzük ki mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın. binlerce yüzük gelmiş geçmiş sultanın önünden fakat hiçbiri sultanın aradığı yüzük değilmiş. sonunda sultanın adamları dervişten yardım istemişler. kısa bir süre sonra sultana yüzük sunulur. sunltan önce bir şey anlamaz. sonra yüzüne bir gülümseme yayılır, mutlulukla aydınlanır. yüzüğün üzerinde 'bu da geçer' yazmaktadır..''

22 Haziran 2015 Pazartesi

2015 RAMAZAN AYINDAN NOTLAR

bu sene yine geldi ramazan.
iyisiyle kötüsüyle günler su gibi geçiyor.
Bu yıl ki Ramazan ayı sanki daha bir farklı.
İnsanlar manevi iklimlerden çok uzak görünüyor.
Eski tadlar, eski coskular çok geride kalmış.
Bir ihtimal daha varki, eski Ramazanlardan dem vuruyorsam bende yaslanmisim demektir.
Eskiyle yeniyi kıyaslamak her zaman yaptığım bir şey olduğu için sanırım bu yeni dünya düzeni garibime gidiyor.
Eski çağlarda yasamam gerek sanırım.
Bugün bir kez daha anladimki bu dünyanın insanı değilim.
Ne careki gidecek başka bir dünya yok, Ahireti saymazsak tabi. Orayada eninde sonunda gideceğiz.

11 Mayıs 2015 Pazartesi

BİR BABA HİKAYESİ


Hava kursun kadar agir, rüzgar sanki başka diyarlara gitmiş ve hic gelmeyecek gibi.
Sirtindaki yukun ağırlığı her adımda katlanarak artıyordu sanki.
Terlemek kavramını unutmuştu çünkü artı vücudundan akan ter bile değil suydu.
Bir an hafifçe doğrulur gibi oldu.
Sırtındaki ağırlık buna mani oluyordu. Gideceği yere çok az kalmıştı.
Alacağı para ile oğlunun okul kitaplarını tamamlamayı düşündü.
Kalan para olursa belki evine farklı bir iki yiyecek alabileceği düşüncesi, biraz olsun onu sevklendirmisti.
Bu karmaşık duygularla ilerlerken bir sesle irkildi.
Dengesini kaybedip düşmeye başladı.
Bilinci kayboluyor,insanlar başına toplanıyorlardı.
Derin düşünceler ve hayaller içindeyken asfalt yola girdiğini fark etmemişti.
Hamal kufesi paramparça halde savrulmustu dört bir yana.
Kendisi de farklı durumda değildi.
Oysaki ne okul kitapları ne de evine getirmeyi düşündüğü farklı yiyecekler çocuğunun ve eşinin umrunda bile değildi.
 Ailesi pencerede karanlık çökerken bir daha asla gelemeyecek olan babayı bekliyordu.
Siz planlar yaparken hayata dair, unutmayın hayat da size dair planlar yapmaktadır.

BİR ÇAY HİKAYESİ


Ayrılmak üzere olan bir çiftin sonbaharın tüm griligini gösterdiği bir günde, yapraklarla kaplı bir cay bahçesinde içtikleri son cay masadadir.
Erkek masadan kalkmış, kapıya doğru ilerlemektedir
Kadın hala masada.
Ellerini bacaklarının üstünde birleştirmiş, usurcesine.
Başı önde, saçları yüzünü kapatmış.
Masada birisi bos, diğeri yarim iki cay bardağı.
Hafif hafif yağmur atistirmaya  baslar.
Cay bardaklarindan süzülen bugularin  yağmurla savaşı başlamıştır.
Yağan yagmurmudur yoksa huzunmu kimbilir.
İste böyledir cay.
Bazen mutluluğu haber verir, bazen mutsuz sonları.
Bazen de yeni başlangıçları...
Tanışırken de bir cay icelimmi dersin, ayrılırken de...
Düğünde de cay içilir, cenaze evinde de...