16 Kasım 2014 Pazar

ÇOCUKLUK GÜNLERİ

Blog sitemin arka planına, bana çok yakışacak bir parça ekledim de sonradan bu parça ile ilgili anılarım canlandı gözümde. Yazmak istedim o güzel günleri.

Çocukluğum Ankara'nın Ulus semtinde Hacı Bayram-ı Veli Camisi civarında geçti. Ankara'nın manevi mimarlarından Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerinin dizinin dibinde büyüdüm desem yeridir. O günlerde düğün de olsa, sünnet de, cenaze de olsa hepsinin ortak buluşma yeri Hacı Bayram-ı Veli Camisiydi. Evlenenler, çocuğunu sünnet ettirenler, cenazesini kaldıranlar hep bu mübarek mekanda bir araya gelip dua okur sonra merasimlerine kaldıkları yerden devam ederlerdi. O günlerden aklımda en çok kalan şey öncelikle protokol cenazeleri sonrasında da şehit cenazeleriydi. Devlet erkanından birisi vefat ettiği zaman cenaze töreni Hacı Bayram-ı Veli Camisinde yapılırdı. Aynı şekilde iç acıtan şekilde şehit cenazeleri de sıkça gelirdi.

Türbe önündeki meydanda kalabalık olduğu zaman bilirdik birşeyler olduğunu, çocuk aklımızca. Bize belki de şenlik gibi gelirdi o acı kalabalıklar. Önce öğle namazı kılınır, sonrasında cenaze namazına geçilirdi türbenin önünde ve kıbleye doğru. Bu esnada şehit yakınlarından feryat edenler, en önde elinde tablo şeklinde resim taşıyan bizim yaşlarımızda bir çocuk. Bilmezdik o taşıdığı resmin babasına ait olduğunu. Ve de babasının da o tabutta yattığını. Ölüm bize uzak gelirdi o zamanlar. Ölmek gibi bir kavram yoktu lugatımızda. Akıllı uslu bir çocuk olduğu için o resmi taşıma görevini ona verdiklerini düşünürdük çocuk kafamızla. Sonra cenaze namazı biter, tören kıyafeti içerisinde gözleri yaşlı askerler veya polisler tabutu omuzlarlardı. Bu esnada askeri orkestra cenaze marşını çalmaya başlardı. Hacı Bayram-ı Veli türbesinde omuzlanan şehit cenazeleri Gül Baba Türbesine kadar asker-polislerin omuzunda o iç acıtan cenaze marşı eşliğinde cenaze aracına konulurdu. Gözyaşlarının sel olup aktığı anlardı bu son anlar. Uzaktan çocuk aklımızca üzülürdük. Şehit nedir bilmezdik. Hıncahınç bir kalabalık dolardı o meydan. Yakalarda şehitlerin vesikalık resimlerinin fotokopileri iğnelenmiş bir halde.

Sonradan sonraya öğrendik bu marşın ne anlama geldiğini. Neden bu şehitlerin çokça verildiğini.

Şimdilerde yine biryerlerde şehitler veriliyor. Ama ne duymamız isteniyor, ne görmemiz. Gizli bir el bu sesleri susturuyor sanki. Teröre lanet de okunmuyor artık. Sessiz sedasız uğurlanıyor şehitler, ebedi mekanlarına. Ne bir tören oluyor, ne cenaze marşı. Susturuyor bir el bunları. Gönül isterki ne şehit olsun memeleketimde, ne de cenaze marşı çalınsın.

Gönül isterki memleketimde terör olmasın. Analar ağlamasın. Çocuklar yetim kalmasın.

Gönül ister ki ..........................................................