16 Haziran 2011 Perşembe

BİR MATRİX HİKAYESİ

the second renaissance

matrix’in hikayesi, insanoğlunun yapay zekayı keşfetmesiyle birlikte başlıyor. teknolojinin ilerlemesiyle birlikte insanlar, her türlü işlerini yaptırabilecekleri robotlar üretmeye başladılar. bu robotlar, inşaatlerden ev işlerine, restoranlardan hastanelere kadar birçok yerde insanlara hizmet ediyorlardı. yapay zekaya sahip robotlar, artık kendi kendilerine de yeni şeyler öğrenebiliyordu ve yaptıkları işlerin kalitesi bu oranda yükseliyordu.
iş yükleri ortadan kalktığı ve istedikleri şeylere daha fazla vakit ayırabildikleri için insanlar da bu durumdan memnundu...
ta ki, ev hizmetçisi olan bir robot efendilerini öldürene kadar. bu olayı kabullenemeyen ve bir tehlike işareti olarak gören insanlar, genel bir akım başlatarak aralarında yaşayan bütün robotları ortadan kaldırmaya başladı.
makinaların büyük bir kısmı yok edilerek toplu mezarlara veya denize atıldı. kıyımdan kaçabilenler ise afrika’da toplanarak kendi ülkelerini kurdular. öğrenmeye ve gelişmeye devam eden makinalar, burada insanların yapabildiği üretimden çok daha
iyisini yaparak son derece teknolojik ve kaliteli ürünleri çok ucuz fiyatlara satmaya başladılar. şirketlerinin hisseleri borsada rekor seviyelere tırmandı. bu sayede makinalar, hem teknolojik, hem de ekonomik olarak insanlardan daha üstün bir duruma gelmiş oldu.
makinaların gittikçe artan başarılarını kaygıyla izleyen dünya liderleri, en sonunda genel bir toplantı düzenleyerek bu konuda ne yapabileceklerini tartışmaya başladı. bu sırada beklenmedik birşey oldu; toplantıya davetsiz misafir olarak katılan iki robot, iyi niyet ve barışla geldiklerini, insanlarla bir anlaşma yaparak geleceğe doğru birlikte ilerlemek istediklerini söylediler. elçileri çabucak ortadan kaldıran komite, ülkelerin güçlerini birleştirerek makinalara karşı büyük bir savaş başlatması kararını aldı.
söz konusu savaş insanlar açısından oldukça kanlı ve yıkıcı geçti, zira insan vücudu savaş makinalarına kıyasla çok daha kırılgandı. kayıpları gittikçe artan insan ırkı, komiteyi yeniden toplayarak bu konuda ne yapabileceklerini tartışmaya başladı.

komite üyelerinden biri makinaların ana güç kaynağının güneş enerjisi olduğunu, ve gökyüzünü karartıp güneş ışığını kesmeleri halinde makinaların kısa sürede işlemez hale geleceğini ve savaşın sona ereceğini öne sürdü. komitede kabul gören bu karar sonucu, birçok ülkeden yüzlerce uçak kalktı ve atmosfere sırf bu iş için geliştirilmiş bombalar bırakarak gökyüzünü siyah bulutlarla sonsuza dek kararttı.
bunun üzerine makinalar, yeni bir enerji kaynağı arayışına giriştiler. aradıkları cevabı ise insan vücudunda buldular. insan vücudunun yaydığı ısı ve sahip olduğu elektrik gücü, belli bir füzyonla birleştirilerek enerjiye dönüştürülebiliyordu.
bunu icat eden ve insan bedeninin yapısı hakkındaki araştırmalarını hızla ilerleten makinalar, en sonunda dünya liderlerinin karşısına bir anlaşma ile çıktılar. bu anlaşmaya göre insanlar robotlara teslim olma ve bedenlerinin enerji santrallerinde birer pil gibi kullanılmasına izin verme karşılığında, makinalar tarafından yaratılan bir hayal dünyası (simülasyon) içerisinde eski dünyalarında yaşama şansını elde edebileceklerdi.
bu hayal dünyasını yöneten makinaya (programa) matrix adı verilmektedir. matrix, “architect” adı verilen bir makina tarafından tasarlanmıştır. matrix’e ense kökünden beynine sokulan bir alıcı / verici ile bağlanan bir insana, normal şartlarda göz, kulak, burun, dil ve teninin ilettiği sinyalleri matrix iletmektedir. örneğin matrix’e bağlı bir insan kolunu kaldırmak istediğinde, beyinden çıkan bu emir koluna değil, matrix’e ulaşmaktadır. matrix ise bu isteği ve sonuçlarını hesaplayarak, ilgili göz ve ten sinyallerini gerçekmiş gibi insan beynine geri iletmektedir. bütün bu işlem sırasında ise, söz konusu kişi gerçek dünyada hiç hareket etmemektedir. 7 milyar kişi bu interaktif sisteme bağlı olduğunda, gördükleri ortak hayalin kendileri açısından gerçek dünyadan hiçbir farkı kalmamaktadır.
sonunda makinaların dediği oldu, ve aynen anlaşmada yazıldığı gibi, insanlar mükemmel bir dünya hayali içerisinde yaşamaya başladılar. makinalar ise gerçek dünyada insanlardan çektikleri enerji ile varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlardı.
makinalardan kaçabilen asiler ise yerin altında zion adlı bir şehir kurup yaşamlarına orada devam ettiler.
ne var ki, işler baştan planlandığı gibi gitmemeye başladı. mükemmel dünya programı insanların yaşayageldikleri dünyadan oldukça farklı ve insan yapısına tersti; bu programı kabul edemeyen insanlar birer birer ölmeye başladı ve makinalar, “ekinler”inin büyük bir kısmını kaybetti. bunun üzerine architect, insanlara daha uygun yeni bir matrix yaratmaya başladı.
bu kez, insan doğasını ve psikolojisini anlama amacıyla makinalarca geliştirilen oracle adlı programdan yardım alıyordu. oracle, insanların %99’luk bir kesiminin seçim şansı verildiği sürece her türlü şartı ve ortamı kabul edebildiklerini keşfetti. bunun üzerine architect, yeni yaratacağı matrix’i insanların seçimlerine göre şekillenebilecek bir hale getirdi.
bu yeni matrix birincisine kıyasla daha başarılı gözükse de, ortada bir risk vardı: inanç ve seçimle herşeyin yapılabildiğini bir şekilde keşfeden bir insan, matrix çerçevesinde geçerli olan fizik kurallarına da karşı gelebiliyor, bununla kalmayıp uyanarak matrix dışındaki gerçek hayatına geri dahi dönebiliyordu. insanları bu matrix’in içinde tutmak, belli bir zaman sonra uyanabilecek olmalarına göz yummak anlamına geliyordu.

architect’in planlarına göre matrix’den kurtularak gerçek dünyaya geçiş yapan insanların nüfusu ve kapasitesi belli bir seviyeye ulaştığında, şehirleriyle birlikte yok edilmeleri gerekiyordu.
programlardan oluşmuş bir sistem olan matrix, programlar arasındaki bir takım çıkışlara da sahipti. kendisi ikinci matrix’in inşası sırasında kullanılan bir program olan keymaker, oluşturduğu özel anahtarlar (programlar) sayesinde program çıkışlarına ulaşmayı ve bu çıkışlardan başka programlara geçmeyi mümkün kılabilmektedir. ikinci matrix’in inşasından sonra kendisine gerek kalmayan keymaker, başka birçok program gibi silinmekten kaçarak saklanmayı seçmiştir.
merrovingian, programların işleyişlerini kontrol eden ve silinecek / görev alacak programların hangileri olduğuna karar veren bir başka programdır. kendisi, persephone adlı bir program ile “evlidir”.
ajanlar ise, matrix’e bağlı çalışan görevli programlardır. görevleri ise insanların matrix’den dış dünyaya geçiş yapmalarını mümkün olduğunca önüne geçmek ve silinmekten kaçan programları yakalamaktır.
architect’in sistemi başarılı olur. ne var ki hem makinaları hem de insanları oldukça iyi analiz edebilen oracle, gelecekteki varlığın ancak iki ırk arasındaki barışın sağlanmasıyla mümkün olabileceğini tespit eder. bu yüzden, yüklenildiği insana matrix içerisindeki herşeyi değiştirebilme ve matrix’in sınırlarını aşabilme gücü veren bir program hazırlar. bu şekilde; matrix içerisinden yeterince insan kurtarıldığında ve insanlarla eşit şartlara ulaştıklarında, makinaların barışa daha sıcak bakacağını düşünmektedir.
ne var ki, oracle’ın “the one” adlı programı yüklediği kişiler 5 kez başarısız olur ve zion her seferinde ortadan kaldırılır. 6. döngüde ise neo, morpheus ve trinity ile karşılaşıyoruz.
oracle devreye girmeden önce, insanlar makinalarla savaşmaya devam ediyordu. morpheus ve niobe arasında bir ilişki vardı, trinity’nin çok iyi bir arkadaş olarak gördüğü ghost ise trinity’e aşık idi. trinity ise kısa süre sonra karşılaşacağı neo’ya aşık olacaktı.
oracle matrix’de morpheus’un karşısına ilk kez çıktığında kendini tanıttı ve makinalarla insanlar arasında süregelen savaşın bitmesini istediğini, ve bu amaca yönelik bir yol görebildiğini söyledi. oracle morpheus’a matrix’i değiştirebilen, matrix’in dışına çıkan ve başkalarını serbest bırakabilen ilk kişinin the one olduğunu, bu kişinin geri döndüğünü ve morpheus’un kendisini bulup ona getirmesi gerektiğini söyledi.
bunun üzerine hedeflerini ve yaşamını değiştiren morpheus’a daha fazla dayanamayan niobe kendisini terk etti ve zion ordular komutanı lock ile birlikte olmaya başladı. buna rağmen yılmayan morpheus, matrix’i değiştirme potansiyeline sahip herkesi uyandırmaya (matrix’den kurtararak dış dünyaya çıkarmaya) ve oracle’a götürmeye başladı. söz konusu kişiler genellikle çocuklardı ve kaşıkları bükme, eşyaları hareket ettirme gibi yetenekleri vardı.

what ıs the matrix

final flight of the osiris

morpheus’un sıradaki hedefi, matrix dünyasında bir bilgisayar programcısı ve hacker olan thomas andersen (neo) adlı kişi oldu. ajanlar tarafından engellenmeye çalışılmasına rağmen morpheus, neo’yu kendi yanına aldı ve oracle’a götürdü. oracle neo’yu taşıyıcı olmaya uygun bularak, bir kurabiye içerisine gizlediği “the one” programını kendisine yükledi. neo bu andan itibaren matrix’i istediği gibi değiştirebilme gücüne sahip oluyordu. gelişen olaylar sonucunda neo, özgürlüğünün sınırsızlığını keşfederek matrix’de ölümden dönme, kurşunları durdurma ve uçabilme gibi yetenekler sergileyebilecek hale gelir.
ajan smith’i de benzer bir yetenekle yok eder. ancak smith, matrix’de öldürüldükten sonra silinmek üzere the source’a gitmeyi reddeder ve neo’da yüklü bulunan the one adlı programdan kendisine geçen özellikler sayesinde bir virüs karakterine bürünür. artık smith, başka programlara bulaşarak kendi kendini kopyalayabilmektedir.
bir süre sonra, bir devriye uçuşunda osiris adlı gemi, makinaların toprağı kazarak zion’a ulaşmaya çalıştıklarını fark eder.
sentinental’lerin (gezici savaş makinaları) gemiyi fark etmesi ve peşine düşmesi üzerine gemi kaptanı, mürettebattan birini matrix’e gönderir ve gemi havaya uçmadan önce belli bir posta kutusuna uyarı mesajını bırakmasını sağlar.
osiris’in bir paket bıraktığını ve mürettebatın bu paket uğruna hayatlarını feda ettiğini öğrenen niobe ve ghost, matrix’e girer ve ajanlar ve polisler tarafından korunan posta idaresine giderek paketi ele geçirir. durumun ciddiyetini gören niobe, halihazırda devriyede olan bütün gemilerin kaptanlarını iç matrix’de toplantıya çağırır. burada daha önce görülmemiş büyüklükte bir makina ordusunun toprağı kazarak zion’a ulaşmaya çalıştığını ve 72 saat sonra kapılara dayanmış olacağını söyler. bu sırada merkez’den bütün gemilerin zion’a dönmesi yolunda bir emir gelir, ancak morpheus, oracle’dan bir mesaj gelmesi ihtimalina karşılık gemilerden birinin geride kalmasını rica eder.

enter the matrix &
matrix reloaded

toplantı, ajanların kapıya gelmesiyle birlikte dağılır. niobe ve ghost buldukları tünelden kaçarlarken, keymaker karşılarına çıkar ve onları güvenli bir yere alır. keymaker, cebinden bir anahtar çıkarır ve niobe’ye bu anahtarın çok önemli olduğunu ve the one’a ulaştırmaları gerektiğini söyler. tam bu sırada merrovingian’ın adamları ortaya çıkar ve keymaker’ı yakalayıp götürürler, ghost ise mahzene atılır. onu kurtarmaya çalışan niobe, bir odada persephone ile karşılaşır ve persephone, kendisini öpmesi karşılığında ghost’u serbest bırakacağını söyler. niobe ona istediğini verir ve ghost ile birlikte kaçar.
niobe dış matrix’e geçtikten sonra jason, kendisine morpheus’u hapse atacağını söyler. niobe ise, morpheus’un insanları ikna etme kabiliyetinin çok yüksek olduğunu ve onlara savaşı kazanacaklarına dair sürekli moral verdiğini söyleyerek jason’un fikrini değiştirir.
morpheus zion’a geri döndükten sonra jason tarafından sorgulanır, ve o gece yapılan toplantıda insanlara makinaların yaklaştığı gerçeğini açıklar; aynen niobe’nin söylemiş olduğu gibi, insanların olaya korkuyla değil umutla bakmasını sağlar. neo ise trinity’nin vurulduğu bir rüya sebebiyle bir türlü uyuyamamaktadır.
ertesi gün yapılan savaş planlarında jason, konseyi niobe’nin gemisi link’in çok küçük olduğu ve savaşta kullanılamayacağı yönünde ikna eder; aslında amacı sevgilisinin savaşa gitmesini önlemektir. bunu niobe’ye söylediğinde niobe hayal kırıklığına uğrar.
oracle’ın beklenen mesajı geride kalan gemi tarafından alınır. gemi mürettebatı matrix’den dış dünyaya geçiş yapmak üzereyken beklemedikleri birşey olur; smith, geride kalan bir kişiye kendi kendini kopyalayarak çalan telefonu cevaplar ve dış dünyada söz konusu kişinin bedenini bir kukla gibi kontrol etmeye başlar.
neo, aldığı mesaj doğrultusunda oracle ile görüşmeye gider. oracle neo’ya, the one adlı programa dış dünyadaki makineleri ve programları da etkileme gücünü verecek olan bir şeker uzatır. herşeyden habersiz olan neo şekeri yer ve oracle ile bir süre sohbet eder. oracle kendisine keymaker’ı kurtarması gerektiğini söyler ve doğru zamanda doğru yerde olursa bunu başarabileceğini söyler. bu sırada ortaya çıkan smith neo ile dövüşmeye başlar, ne var ki neo, karşısına binlerce smith çıkınca uçarak kaçar.
neo, morpheus ve trinity, merrovingian’a keymaker’ı istemeye giderler, ancak kendisi bunu yapmaya yanaşmaz. onlara oracle’a geri dönmelerini ve onun zamanının neredeyse dolduğunu söylemelerini ister. ne var ki, merrovingian’ın başka kızlarla kırıştırmasından sıkılmış olan persephone onlara yardım edebileceğini, ama bunun karşılığında neo’nun kendisini bir kez öpmesini ister. neo isteneni yapar ve keymaker’a ulaşırlar. tam bu sırada merrovingian ve adamları gelir ve bir kovalamaca başlar.

bu olaylar sırasında konsey, morpheus’dan birkaç gündür haber alınamadığı için iki gemiyi yardıma gönderir, bunlardan biri de niobi’nin gemisidir. niobi’nin de yardımıyla keymaker’ı alarak güvenli bir yere ulaştırırlar. keymaker onlara the one’ı the source’a ulaştırabileceğini söyler, ancak bunu yapabilmesi için bombalarla donatılmış bir binanın elektriğinin kesilmesi gerekmektedir. niobe ve ghost şehir elektrik santralini havaya uçurur, diğer geminin mürettebatı ise yedek sistemi havaya uçuramadan ölürler (dış dünyada gemilerine bir bomba isabet eder). bunun üzerine trinity matrix’e geçerek hacker yeteneklerini ortaya serer ve yedek sistemi devre dışı bırakır. bu sırada odaya giren bir ajanla savaşmaya başlar.
neo, morpheus ve keymaker ilgili kapıya ulaşmadan hemen önce smith tarafından engellenmeye çalışılır. neo ve morpheus içeri girerken keymaker, neo’ya anahtarı vererek vurulur. doğru kapıdan geçen neo, the source’un girişinde architect ile karşılaşır. architect kendisine matrix hakkındaki tüm gerçeği anlatır ve iki seçenek sunar: sağdaki kapı, the source’a çıkmaktadır ve bu kapıdan geçerse, zion’daki insanlar yok edildikten sonra seçeceği 23 kişi ile birlikte yeni bir şehir kuracaktır. soldaki kapı ise iç matrix’e geri dönmektedir ve neo bu kapıdan geçerse, halihazırda (rüyalarında görmüş olduğu gibi) düşmekte olan trinity’e gidebilecektir. bunun bedeli ise, zion ile birlikte matrix’e bağlı bulunan herkesin ölmesidir.
architect, bunun daha önce 5 kez yaşanmış olduğunu ve her seferinde the one’ın taşıyıcısının sağdaki kapıyı seçmiş olduğunu söyler.
soldaki kapıyı seçen neo, düşerken vurulan trinity’i havada yakalar. trinity kurşun sebebiyle ölür, ancak neo yeteneklerini kullanarak hem kurşunu çıkarır hem de trinity’e yeniden hayat verir.
bu sırada zion’un önünde gemiler makinalarla savaşmak için hazırlanmaktadır. smith’in kukla gibi yönetmekte olduğu kişi, empd silahını ateşleyince (bunun olduğunu kimse bilmemektedir) 5 gemi düşer ve makinalar geriye kalan birkaç gemiyi parça parça eder, olaydan sadece smith kurtulur ve bir başka gemi tarafından iyi niyetle kurtarılır.
dış dünyaya geri dönen neo ve trinity, bir bombanın kurbanı olan gemilerinden morpheus ile birlikte son anda kurtulur. neo, yeni kazanmış olduğu özellikler sayesinde üzerine gelen makinaları matrix’de kurşunları durdurabildiği gibi durdurur, ve hemen düşüp bayılır.
olaydan sonra smith’i kurtaran gemi onları da kurtarmaya gelir. niobi ve ghost ise, makinalardan kaçarken bir yerlere düşen gemilerinde mahsur kalmış yardım beklemektedir.
--- spoiler ---

hazırlayan: kerem koseoglu