2 Ekim 2006 Pazartesi

AŞKA DAİR...

Bir fahişeyi azize yapar AŞK ve bir azizeyi fahişe. Önemli olan erkeğin her iki durumda da onu yeniden şekillendirmesidir.Geçenlerde bir internet sitesinde , bir kullanıcının bilgilerinde okuduğum ve oldukça takdir ettiğim bir tespitti bu yukarıda yazan cümle.
AŞK'a nasıl baktığımızdadır biraz da işin gizemli tarafı. AŞKtır der geçeriz ya çoğu zaman. Magazin basınının baktığı gözlüklerle bakarsak AŞK'a. Oysaki AŞK, bir gecelik yaşanan bir şehvetmidir ya diğer gözlerden bakılınca. AŞK dediğin nedirki usta?
Kays'ı Mecnun'a çeviren, Leyla diyerek diyar diyar gezdiren, Sonunda yüzünü yeniden Hakka çevirten, aradığını Hakta bulduran; o AŞK değilmidir? Mevlana'nın sözlerindeki gibi değilmidir AŞK? "Neyi arıyorsan, Sen osundur aslında" cümlesinde gizli değilmidir AŞK? Hep AŞKı isteriz hayattan , Haktani Yaradandan. Derizki "Ey Yarabbim Bana Aşkı nasip eyle" diye bitirmeymiyiz dualarımızı? Ya burda istenen aşk nedirki ? Kara kaşlarda , kara gözlerde gizlenen bir sevda hummasımıdır yoksa sizin istediğiniz AŞK? Sevgiliye şiddetle bakılan bir nazarda mı gizlidir yoksa AŞK? Yarenin gizemli gözlerindemi saklanmıştır? Nedir Bu AŞK sırrının kökeni ? Anlatılırmı yaşanırmı? Yenirmi , içilirmi? Aranırmı , bulunurmu? Yoksa o mu gelir seni beni bulur hesaplamadığın bir anda? Sevda sırrı nerde saklıdır yürek evinin hangi odasında gizlenir?
Ferhat o AŞK için delmemişmidir dağları.Demirci ustası Ferhat, aşkı Şirin uğruna dağları deler. Türk ve İran edebiyatinda çok işlenen bir konudur esasen. Ferhat ile Sirin birbirlerini çılgınca severler. Sirin soylu bir genç kız, Ferhat halktan bir delikanlı olduğu için, birbirlerine kavuşup mutluluğa ulaşamazlar. Sirin"in yakınları Ferhat"a akla gelmedik zorluklar çıkartırlar. Demir yapılı bir dağı delmesi gerektiği şartı da güçlükler arasındadır. Ferhat, zekası, teknik bilgisi, bilek gücü,aşktan aldigi kuvvetle dağı deler. Halk edebiyatımızda Ferhat, divan edebıyatımızda Hüsrev olarak geçen bu masal kahramaninin deldiği dağın adı "Bisutun Dağları"dır.Esasında ise deldiği dağlar; kendi nefsinin önüne sıraladığı azgın dağlardan başka birşey değildir. Ferhat o dağları delmekle, kendi nefsini delip geçmiştir bir çırpıda. AŞKına ilahilik katması işte tamda bu noktadan ileri gelir.
AŞK, bir kapı değilmidir gönülden Hakka? Hakkın alemleri hatırı için yarattığı varlık değilmidir Muhammed (S.A.V.) ? Muhammed Aleyhisselam AŞKına yaratılmamışmıdır bunca alem, varlık , yokluk, ezeliyet, ebediyet? O zaman işte AŞK, esas öneme haiz değilmidir? Her dünyaya gelen Allahın kulu; AŞKı isterken canı gönülden ; esasında Hakkın yarattığı o yüce duygudan bir parça istemezmi kendi yüreğine? Kara kaşlarda, kara gözlerde o AŞKtan bir parça, o AŞKtan izler aramazmı her bir insanoğlu? Yaradan ; alemleri dize getiren , cahilleri alim eden, vahşileri yahşi eden o AŞK hatrına varetmemişmidir alemleri? Her gönlümüz titrediğinde acaba bu AŞKmı diye olan sorgularımız bu nedenle değilmidir?
Zamanın birinde uzak diyarlarda bir ülkede bir köle ; ülke padişahının kızına aşık olur. Gel zaman git zaman AŞKına derman bulamaz.Divane olsa olamaz, aşık olsa derman bulamaz. Kendince kavrulur , yanar yürek ateşi en derinden. Birgün bu derdine derman ararken ; erenlerden bir yüce zat çıkıverir karşısına. DErki "Evlat senin dermanın şudur. Bir yüce dağbaşında bir mağaraya kapan.Her gün o AŞkını düşün sadece. Onu dile Allahtan canı gönülden. Onun ismini zikreyle.Göreceksinki bir gün o AŞK sana kavi olacaktır. 40günde sevdiğin senin kapına gelecektir"
Bunu duyan o köle , gider bir yüce dağbaşına. Orda bir mağaraya kapanır. İnsanlardan elini eteğini çeker. Sürekli sevdiği vardır hayalinde , dilinde. Onun ismini zikrederek geçer saatleri , günleri.Bu esnada içindeki AŞKın tesiri ile Hak yolundaki mertebeleri gittikçe artar. Civarlardan bu kölenin namı yayılır günden güne. "Bir köle , dağda mağaraya çekilmiş.Erenlere karışmış" derler herkesler. Gerçekten de köle öylesine içten bir şekilde Sevdiği insanı Haktan dilerki Bir müddet sonra Erenlere has belirtiler hasıl olur kölede. Artık kendinden geçme noktasına gelmiştir. Bir takım mucizevi haller görülmeye başlar o kölenin ve bulunduğu yöre etrafında. Nitekim yöre halkı bu durumları o kölenin hallerine bağlarlar. Sürekli ziyaretine gelenler olur, o garip mağarası insanlarla dolar,taşar. Oysaki köle fenafillah makamına ulaşmıştır artık. Onun için tek önemli olan şey, AŞKı için zikreylediği sevdiğidir. Ne özünde, ne gözünde ondan gayrı bir cismaniyetin önemi kalmamıştır. Durum böyleyken aradan tam kırk gün geçmiştir. Kölenin bu harikulade halleri padişaha ve kızına kadar ulaşır. Şu yörede bir köle , erenlere karışmış diye kulaklarına gelir. Padişah ve kızı derlerki ; madem öyle bizde gidelim ziyaretine de Hak yoldan kendimize dua alalım erenlerin yüzü suyu hatrına diyerek yola düşerler. Kölenin mağarasına varırlar. Padişah geldiği için Mağaradan diğer insanlar çıkarlar. Padişah ve kızı içeri girer. Birde bakarki köle karşısında ne görsün. 40 gün evvel o erenlerin kendisine dediği gibi ; tam 40 gün sonra Haktan dualarla zikirlerle istediği yareni tam karşısındadır. Ona gelmiştir. Bunu gören kölenin gözlerinden yaşlar süzülür. Derin bir pişmanlık , bir o kadar da yüreğinde sızı duyar:
"Ya Rab" der. "40Gün AŞkın ateşi ile yarimin ismini mırıldandım dudaklarımda. Sen 40 gün sonra karşıma getirdin onu. Beni ona AŞIk ettin. Onu bana yar ettin. 40gün canı gönülden Yari diledim. Bu kadar yürekten SEni dileseydim keşke Ya Rab" diye niyaz eder ve kendi kendine ; bu durumundan ötürü pişmanlık duyar. Nitekim o köle, zaten ; yaradan huzurunda ondan yarini değilde esasen Hakkı istemiştir. Yaren ancak ve ancak bir vesiledir , olsa olsa bir araçtır Hakka uzanan yolun kenarlarında. Esas olan Hak değilmidir ya ?
Ya Rab bizi senin yolunda olanlardan eyle. Bizki bu dünya yollarında kaybolmuş bir garip kulunuz. Sende dileğim bizi yolundan ayrı koymamandır. Ne bir bildiğimiz vardır, ne de gidecek bir yerimiz. Tutacak tek el senden, candan sevecek tek yaren yine sendendir. AŞK diye diye senden sadece yine SENi dileriz Ya Rab. Bizki nefsimizle bir olmuş şeytanın ağında zıplayan birer sineğizdir ancak. Bizi bizimle bırakırsan halimiz nice olur? Bizki kendimizi bile tanıyamayan aciz kullarınız. Medet sendendir, çare yine senden. Sen alırsın ancak, veren yine sensindir. Bizki günah işleriz. Sensindir ancak affeden o günahları. Dilerizki o günahları hiç işlemeyelim. Dilerizki o günahlar asla asılmasın boynumuza. Senden duyulan korkudan değildir günahlarımızdan utancımız. Sana olan boynu bükük utancımızdandır ancak... Affeden sensin, Rahmet gösteren yine sensin. Boynumuz kıldan incedir...