22 Eylül 2006 Cuma

SENİ ÖZLEMEK, SENİ...

Hasret
Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.

Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık.

Yüz yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından.


Seni özlemek seni!... Ne zor şeydir, bir yandan da ne güzel şeydir seni özlemek. Düşünki bir mağaradır hayat. Derinine doğru ilerlersin. Tamam artık dibini buldum dersin. Sonra ilerledikçe bir ışık hüzmesi çarpar gözbebeklerine apansızın. Tamam artık bu sefer buldum derken. Birde bakarsınki yarısında bile değilsindir beklediklerinin. El uzatıp tutacak kadar yakınında sanırken aslında yüzyıllık yollar serpilmiştir belki kimbilebilirki. Hayattır bu, indikçe derinleşen bir büyük mağara misali.... Özlemlerin birgün bitecek sanırsın, bir gün diner sanırsın gözyaşların. Ancak yolun ilerisini kestirebildiğin zaman anlarsın herşeyin daha kıyısında olduğunu. Hayattır bu, kim anlayabilmişki sen yada ben anlayabilelim. Gariptir , bir o kadar da acımasız. Kim bilir yarın ne olur? , ne getirir yada ne götürür? Bir muammadır belkide hayat. Her içine girenin çözmekle uğraştığı ama çözemeden içinden çıkıp gittiği koskoca bir muamma... Anlayabilmek ne mümkünki anlatabilmek mümkün olsun! Yarın nerelere sürükler kimbilir....