11 Eylül 2006 Pazartesi

HAYAT DEDİKLERİ ACILARIN BİLEŞKESİ

Hayat dedikleri şey esasen acı çekmekten ibaret bir olgu...
Nasıl acı çekmek? Acının birçok boyutu söz konusu. Canınız öylesine yanar kimi zaman ama yüzünüzde gülücükler varolması gerekir. İçiniz kan ağlıyordur, kan kusuyorsunuzdur ama gülmeniz gerekir dışarıdaki hayata karşı, insanlara karşı... İçinizde fırtınalar kopar; kimsecikler duymaz sizin o sessiz çığlıklarınızı. Öylesine bağırmak istersinizki çığlıklarınızın şiddetinden dağları bile devirebileceğinizi düşünürsünüz. İçinizde kaynayan şey; canınızı çok yakmaktadır çünkü. Bir ilacı yoktur, bir doktoru yoktur, yada bir dermanı asla yoktur o kaynayan derdin. Öyle bir an gelirki o derdi anlatacağınız, yada o derdi anlattığınızda sizi anlayabilecek bir insan bile bulamazsınız etrafınızda. İnsanların azlığından değildir bu durum. Gerçekten anlayabilecek kişilerin olmamasındandır açıkçası birazda. Bazı dertler vardırki kişiye özeldir. Bir başkasına ne anlatabilirsiniz , ne de bir başkası sizi anlayabilir. Derdinizle bir olduğunuz bir zaman dilimidir o an işte. Sessiz çığlıklarınızın dağları yıktığı bir an gelmiştir artık. Artık derdinizle bütün olmak dedikleri noktaya gelmişsinizdir. Hayat dedikleri budur işte. Acıların elbirliğiyle sizi yıkmaya çalıştığı bir geniş zaman dilimidir hayat. Acılardan arta kalan mola zamanlarında minik mutluluklar çıkar karşınıza. Onlarla avunup teselli ararsınız. İşte hayat dedikleri budur. Acıyla yoğrulmanın Türkçeleşmiş halidir hayat. Ne teselli vardır , ne de çare. Bu dert beni öldürür dersiniz kimi zaman. Ama o dert sizi asla öldürmez. ÖLmekten beter olan şey gelir başınıza. Ölmekten daha zoru sürünmektir , sürünmek. Ve o acınız sizi bir ömür boyunca süründürecektir. İşte hayat dedikleri şey budur. Kocaman acıların içine serpilmiş mutluluk kırıntılarının bir görüntüsüdür hayat. Yaşamak dedikleri budur işte. Çoğunlukla canınız yanarak , arada birde yüzünüz gülerek geçip gider bir ömür. Hayat dedikleri ; esasen acıların bileşkesidir....