17 Eylül 2006 Pazar

GÖRÜNMEZ BİR MEZARLIKTIR ZAMAN...

Görünmez bir mezarlıktır zamanŞairler gezinir saf saf tenhalarında...Zaman ne çabuk geçiyor değilmi? Durup durup zaman üzerine yazıyorum birşeyler. Ama ne yaparsınız geniş bir konudur zaman. Gece gece düşünüyordum da Geçmez denilen koskoca bir yazı daha geirde bıraktık. Bitmez denilen sıcakları geride kaldı. Mevsim sonbahara yakındır. Yakında bulutlar puslu yüzlerini göstermeye başlarlar. Vaktidir yani. Bir süre sonra yağmurlar, devamında kasvetli ve bir o kadar da gizemli bir havaya bırakır kendini. Kış geliyordur artık. Ömürden bir yaz daha gitmiştir. Bana mı öyle geliyor yoksa bilemiyorum herkes için mi böyledir. Gittikçe günlerin daha da az gelmeye başladığını hissediyorum. Yarım yamalak , öylesine yaşanmak için yaşanmış günler gibi geliyor ; geçirdiğim her günün sonunda hissettiğim ana duygu. Belki yaşanmamışlık fazlası ile olduğundan öyle geliyor bana. Belki de hayat gerçekten kısalmaya başladığı içindir kimbilir. Yada bir diğer teoreme göre 30lu yaşlara yaklaştığım için ben böyle hisediyorumdur. Hatırlarım ya çocukken sanki bir gün bir asra bedeldi. Geçmek bitmez bilmezdi. Zaman ; o dönemlerde oldukça uzundu bana göre. Bir gün 24 saat değilde , 28 yada 30 saatti belkide o dönemde. yada bir başka bakış açısı ile ben o zamanlar bir günü tam olarak 24 saat yaşıyordum. Şimdi ise adı üstünde "öylesine yaşanmış günler" geçiriyorum. Anlıyorumki , hayat yaşanmışlıkla eşdeğer bir kavramdır. Bir insanı 40 yıl boyunca bir odaya kapatsanız , Bu insan sizce 40 yıl ömür sürmüştür ama peki 40 yıl yaşamışmıdır ? İşte ana temamız bu şekilde. Ömür sürmek ile yaşamak... Aradaki ince bir çizgi olmasada bir çoğumuzun çoğunlukla kaçırdığı bir çizgi olarak göze çarpar. Örneği değişik açıdan vrmek gerekirse ;40 yıl boyunca bir insan dünyayı dolaşarak , değişik kültürler, varlıklar, hayatlar öğrenerek geçirdi ise bu insan sizce kaç yıl ömür tüketmiş ve kaç yıl yaşamıştır ?Bence bu insan 40 yıl ömür tüketmesine rağmen ; gezdiği , gördüğü ve öğrendikleri ile belki de 80 yıllık bir ömrü 40 yıla sığdırmıştır denilebilir. İşte hayat ; esasen yaşayabildiğin kadar hayattır. Yoksa biyolojik olarak geçirdiğimiz yılların pek bir ayırdedici rolü olmuyor geçen yıllarımıza attığı derin imzalarda. Geçmişe çağrışım yapmam gerekirse bu noktayı aydınlatıcı , sürekli olarak verdiğim bir örnek olarak "Eternity and A Day" verebilirim. Çünkü aklıma şu anda gelen en iyi örnek bu :) Sonsuzluk ve birgün. Aslında birbirine bir o kadar uzak ve zıt olarak gözüken iki kavram. Peki sizce sonsuzluk kadar zamanı bir insan bir günde yaşayabilirmi ? Bence yine evet. Mademki yaşanan hayatı beynimizde, düşüncelerimizde özdeşim yolu ile yaşıyoruz, işte o zaman bu sorunun cevabı da evet olacaktır. Dolu dolu yaşamak ile öylesine yaşamak arasındaki anlamlı çizgi bu örnekle biraz daha somut bir kılıfa bürünecektir bu şekilde. Unutmamak lazım; sayılı zamanlarımızı tüketiyoruz aslında. Karamsar olmakla beraber bir o kadar da realist bakarsak olaya ; aslında her geçen an ölümümüze yaklaşıyoruz sadece doğal olarak. Yaklaşan anın habercisi gelmeden güzel yaşamak, gerçekten yaşamak lazım hayatı. Eğrisiyle , doğrusuyla, hataları ve günahları ile. İnsan , bilinmezden korkar derle ya. Doğrudur. İnsan bilinmezden korkar. Her insan için kendi bilinmezi , kendi ecelidir . İnsan belkide bu yüzden bilinmezden çok korkar. Eskilerin deyimi ile farklı anlatacak olursak "Her insanın kıyameti kendi ecelidir" . Bundandır sona yaklaşmaya başlarken duyulan korkunun derini. Kaçınılmaz son elbette ki hepimizi birgün bulacak, er geç yakamıza yapışacak. O güne kadar bu genel katılımlı sınavda güzel roller çıkartmak, oynadığımız güzel hayat oyunu ile gideceğimiz yerde huzur bulmak da gereklidir. Hayat bizler için... Güzel yaşamak gerek hayatı, Doğrularla yaşamak, doğru yaşamak gerek... Çünkü gideceğimiz yerde ; burdaki yaşayışımıza göre değerlendirmemiz yapılacak. Esas hayatı işte o zaman yaşamaya başlayacağız. O nedenle bu tekrar eden sahnelerde güzel işler çıkarmayı dilemişimdir hep. Güzel ve gerçek bir hayat yaşamak dileklerimle... Mutluluk belki çok uzaklarda değildir, ama bize düşen onu kovalamak. Belki yakalarız , belki o kaçmaya devam eder. Kimbilir , kim bilebilir? Bize düşen sadece yaşamak....